Ayrıntılı Bilgi ve Randevu Hattı : 0541-6239483

Obezite Cerrahisi

Obezite Nedir?

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlamasına göre vücut kitle indeksinin 30’un üzerinde olması Obezite olarak adlandırılan bir hastalıktır. Vücut kitle indeksi kilogram olarak vücut ağılığının, boyun metre cinsinden karesine bölünmesi ile hesaplanır. Bu hesaplama yöntemi her hasta için her zaman doğru sonuç vermeyebilir. Yoğun olarak spor yapmış ve kas kitlesi yüksek olan bireylerde yüksek vücut kitle indeksleri obezite olmadan da görülebilir. Bu problemi aşmak için yağsız vücut ağırlığı ölçümü empedans ölçümü gibi yöntemler de kullanılmaktadır. Ancak en yaygın kullanılan yöntem vücut kitle indeksidir.

Vücut Kitle İndeksi - Obezite

Vücut Kitle İndeksi – Obezite

Neden obezite son yıllarda bu kadar arttı?

Öncelikle son yıllarda yediğimiz yemeklerin içeriği değişti. Çok daha fazla yüksek kalorili ve rafine (işlenmiş) karbonhidrat içeren gıdalar tüketilmeye başlandı.  Rafine şeker aslında yarı sindirimi tamamlanmış basit şekerler olarak tanımlanabilir. Bu gıdalar diğer kompleks şekerlere göre daha dayanıklı, daha ucuz olduğundan kullanımı çok arttı. Ek olarak motorlu araçların yaygınlaşması, televizyon ve bilgisayar kullanımının artması ve masa başı işlerde çalışan insanların artması ile hareketsiz bir hayata hızlı bir geçiş yaptık. İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan insanların sayısının artması, sık yerleşimli binalar ve yoğun trafik arasında spor yapacak yerlerin de git gide azalması ile birlikte hareketsiz yaşam daha da arttı. Nihayetinde daha yüksek kalori ile beslenen, ancak daha az hareket eden bir hayat tarzı; bize maalesef obezite ve obezite ile birlikte seyreden birçok hastalığa mal oldu.

Obezite hangi hastalıklara yol açar?

Obezite birçok hastalığı tetikleyen veya ağırlaştıran bir faktör olarak göze çarpmaktadır. Tip2 diabet (şeker hastalığı), hipertansiyon, kolesterol bozuklukları, kalp damar tıkanıklıkları, kalp krizi, mide reflüsü, astım, karaciğer yağlanması ve buna bağlı karaciğer yetmezliği, gut, dejeneratif eklem hastalıkları ( kireçlenme), migren, flebit (toplardamar iltihabı), polikistik over sendromu ve adet düzensizlikleri obez bireylerde daha sıklıkla görülürler. Ayrıca meme, rahim, kalın barsak, özofagus, pankreas, böbrek ve prostat kanserlerinine yakalanma ihtimalinin de obezite ile arttığı bilinmektedir. Obezite ile ilgili hastalıkların büyük çoğunluğu, obezite tedavi edildiğinde, yani hastalar normal kilolara ulaştığında, iyileşmektedir.

Obezitenin tedavisi nedir?

  1. Beslenmenin düzenlenmesi: Bireye özgü diyetisyenler tarafından saptanmış bir diet uygulanaması gereklidir. Uygulanacak zayıflama diyetleri yeterli ve dengeli beslenme ilkeleri ile uyumlu olmalıdır. Amaç, bireye doğru beslenme alışkanlığı kazandırılması ve bu alışkanlığını sürdürmesidir. Kısa süreli ve çok az kalori içeren şok diyetler hem metabolizmaya büyük zararlar vermekte hem de çoğu zaman diyet bırakıldığında verilen kilodan fazlasının tekrar alınmasına neden olmaktadır (Yoyo etkisi). Bu nedenle kısa süreli ve şok etkili diyetleri hiçbir doktor veya dietisyen önermez.
  2. Egzersiz tedavisi: Tek başına kilo verdirici etkisi halen tartışmalı olsa da fiziksel aktivitenin yağ dokusu ve karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığı, diyet yapıldığında görülebilen kas kütle kayıplarının önüne geçerek daha sağlıklı olmamıza yardım ettiği kesindir. Obez olsun veya olmasın her bireyin günde 30 dakika egzersiz yapması önerilmektedir. Obez bireylerde, egzersiz programlanırken, hareket kısıtlığının göz önüne alınarak yaralanma riskini en aza indirecek yöntemler uygulanmalıdır.
  3. Davranış değişikliği tedavisi: Hayatımızın içinde bizi fazla yemek yeme veya hareketsiz olmaya iten olayları saptayıp onlardan uzak durma esasına dayanır. Kendi kendini gözlemleme, zararlı uyaranların bulunması, yeniden yapılandırma, yeme davranışı kontrolü, fiziksel aktivitenin arttırılması ve sosyal destek basmaklarını içerir. Psikiatristler ve psikologlar tarafından 10-12 kişilik gruplar halinde 12-20 hafta boyunca uygulanmaktadır.
  4. İlaç Tedavisi: Bu başlık altındaki en büyük tehlike hekim kontrolü olmaksızın aktarlardan, internetten ve hatta eczanelerden alınacak zayıflama ilaçlarının kullanımıdır. Çoğunun tamamen bitkisel ürün olduğu yalanına sığınarak, bakanlık onaylı olduğunu iddia ederek, içinde ne olduğu belli olmayan maddeleri ilaç diye içen hastalar büyük tehlike altındadır. Bitkisel ilaç nedeniyle hayatını kaybeden, karaciğer nakli olmak zorunda kalan, yoğun bakımda uzun süre kalan hastalar basına yansıyan sayıdan çok daha fazladır.

ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Obezite tedavisi için uzmanlaşmış hekimlerin reçeteleri dışında başka ilaç kullanmayınız. Hayatınıza mal olabilir.

Cerrahi Tedavi: Yukarıda bahsedilen geleneksel yöntemler ile tedavi edilemeyen hastalarda Obezite Cerrahisi en iyi tedavi yöntemidir.  Doğru hastaya, doğru merkezde, doğru ameliyatın uygulanması ile, diğer tedavi yöntemlerinin tamamından çok daha yüksek tedavi başarısı sağlanmaktadır. Obeziteye bağlı diyabet, uyku apnesi, hipertansiyon, gut, metabolik sendrom, kalp damar hastalıkları, karaciğer yağlanması gibi hastalıklar da büyük oranda obezite cerrahisi ile tedavi edilmektedir.

Hangi hastalar obezite ameliyatları için uygun adaydırlar?

Vücut kitle indeksi 40 kg/m2 ’nin üzerinde olan hastalar başka bir neden aranmaksızın ameliyat ile tedavi edilmelidirler. Vücut kitle indeksi 35 kg/m2’in üzerinde olan ve diabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı veya uyku apnesi gibi obezite cerrahisi ile tedavi edilebilir bir hastalığı olan hastalar da obezite cerrahisi için uygun adaydırlar.

Vücüt kitle indeksi  30-35 kg/m2 aralığında olan hastalar da metabolik cerrahi için adaydırlar. Bu hastalarda diabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, uyku apnesi gibi bir hastalık varsa bu eşlik eden hastalığı tedavi etmeye yönelik ameliyatlar yapılmalıdır. Uluslararası Obezite Cerrahisi Federasyonu (IFSO) ve Amerika Bariatrik Metabolik Cerrahi Derneği (ASMBS) kendi hazırladıkları tedavi rehberinde bu hastalar için ameliyat olmayı önermektedir dolayısıyla yurtdışında bu hastalar ameliyat ile tedavi edilmektedir. Türkiye’de ise SGK bu durumu ameliyat gerekliliği için henüz kabul etmemiştir. Bu nedenle bu hastalarda ameliyat yaygınlaşmamış olmayla beraber faydalı olduğu çok net kanıtlanmıştır.

Mide balonu nedir?

Bu yöntemde endoskopi aleti ile mide içine içi boş bir balon yerleştirilir. Ardından balon şişirilir ve hastanın midesinde bir dolgunluk oluşturup, tokluk hissi sağlanır. Bu yöntem bir ameliyat değildir. Genel anestezi gerektirmez, ameliyathane şartları gerektirmez, herhangi bir kesi yapmaya gerek yoktur, anatomik veya hormonal birdeğişikliğe neden olmaz. Ancak mevcut balonlarda önerilen en fazla 1 yıl süresince kalmasının emniyetli olacağıdır. Daha uzun süreli kalan balonlar yüzünden mide veya oniki parmak barsağı ülserleri, balonun patlaması sonucu barsak tıkanıklıkları gibi komplikasyonlar görülebilmektedir. Balonun etkisi kalıcı değildir. Çoğu zaman balon çıkarıldığında ve hastalar verdiği kiloları tekrar almaktadırlar. Fazla obez olmayan (Vücut kitle indeksi 30-35 kg/m2) bazı hastalarda etkili olduğu bilinmektedir. Ancak geçici bir çözüm yolu olduğu unutulmamalıdır.

Kaç çeşit obezite ameliyatı var?

Kabaca 3 grup halinde incelenebilen birçok ameliyat yöntemi vardır.

  1. ​Mide hacim küçültücü ameliyatlar:
    1. Tüp Mide ameliyatı (Sleeve Gastrektomi) : Hacim sınırlayıcı ameliyatlar arasında en fazla bilinen ve en fazla uygulanan ameliyat tüp mide ameliyatıdır. Bu ameliyatta mide ince bir tüp haline getirilerek, daha az miktarda gıda ile doyma sağlanır. Ayrıca midenin bir kısmından açlık hormonu olarak adlandırılan Ghrelin hormonu salgılanır. Tüp mide ameliyatı ile bu kısım büyük oranda alındığından iştah da azalır dolayısıyla, tüp mide ameliyatı olan hastalar daha az acıkan daha çabuk doyan bir form kazanırlar.
    2. Mide kelepçesi: (Ayarlanabilir Gastrik band): Bu yöntemde mide etrafına hacmi artıp azalabilen silikon bir kelepçe yerleştirilir ve hastanın kullanabildiği mide hacminin azaltılması hedeflenir. Hormonal bir değişiklik yapmadığından başarı oranı diğer ameliyatlara göre daha düşük olarak bulunmuştur. Komplikasyon oranlarının da yüksek olması nedeniyle çok özel durumlar dışında artık kullanılmamaktadır.
    3. Mide katlanması (Gastrik plikasyon): Midenin kendi üzerinde katlanarak hacminin küçültülmesi esasına dayanır. Deneysel bir tedavi metodu olarak kalmış, yaygınlaşmamıştır.
  2. Gıdanın emilimini bozan ameliyatlar: İnce barsakların bir kısmına gıdanın uğramamasına neden olan ameliyatlardır. Bu ameliyatlarda alınan gıdanın vücuda girdikten sonra kana karışmadan atılması hedeflenir.
  3. İlk iki yöntemin birleştirilmesi ile oluşturulan ameliyatlar
    1. Mide Bypassı (Roux-en Y Gastric Bypass): Bu yöntemde mide bir çay bardağı kadar hacme küçültülür ve sonrasında ince barsaklar mideye bağlanır. Hem mide hacmi küçülür hem de ince barsakların bir kısmından gıdalar sindirilmeden geçer. Bu ameliyat obezite için 40 yılı aşkın süredir yapılmaktadır ve uzun dönem sonuçları iyi bilinmektedir. Obezite tedavisinde altın standart olarak kabul edilen ameliyat yöntemidir.
    2. Mini mide bypassı (Mini Gastric Bypass): Tüp mide yapılarak ince barsakların bu, küçük mideye bağlanması ile elde edilir. Obezite ve özellikle şeker hastalığının tedavisinde çok etkili olduğu gösterilmiştir. Safranın mideye ve yemek borusuna kaçma ihtimali olan hastalara uygulanması sakıncalı olabilir. Doğru hasta seçimi ile iyi sonuçlar elde edildiği bilinmektedir.
    3. Transit Bipartisyon: Tüp mide ameliyatı uygulanır, ayrıca bu tüpe ince barsaklar bağlanarak gıdanın bir kısmının normal yoldan geçmesi, diğer bir kısmının da alternatif yoldan geçmesi hedeflenir. Bu yöntemde normal yoldan geçen gıdaların hastayı ileri dönemde gelişecek vitamin ve mineral eksikliklerinden koruması beklenir. Alternatif yoldan geçecek gıdaların da kan şekeri kontrolünde çeşitli hormonlar üzerinden hastaya yardımcı olması hedeflenir. Diğer yöntemlere göre nisbeten daha yeni bir ameliyat yöntemi olmakla beraber erken dönem sonuçları umut vericidir. Maalesef geç dönem sonuçları hakkında yeteri kadar bilgiye sahip değiliz.
    4. Duodenoileal bypass, Jejuno-ileal bypass, ileal interpozisyon gibi birçok ameliyat tipi tanımlanmış olsa da bu ameliyatlar çok seçici olarak, çok az sayıda hastada uygulandığından etkileri, istenmeyen etkileri ve uzun dönem etkileri konusunda diğer ameliyatlar kadar geniş bilgiye sahip değiliz. Bu tarz ameliyatlar, mucize kurtuluş yöntemi olarak değil de ümit vaad eden deneysel ameliyatlar olarak nitelendirilebilir.

Hangi ameliyat daha iyi?

Her hasta için her ameliyat yöntemi uygulanamaz. Kişisel olarak hastanın özelliklerine göre ideal ameliyat tipi belirlenmelidir. Örneğin mide içeriği yukarı yemek borusuna kaçan (reflüsü olan) bir hastada tüp mide uygulanması ile reflüye bağlı belirtilerde bir artış meydana gelebilir. Bu hastalara tüp mide dışı yöntemleri öneriyoruz. Şeker hastalığı kontrolünde de bypass yöntemlerinin başarısı tüp mideye göre daha ön plandadır. Hastanın yaşı, beslenme alışkanlıkları ve şeker hastalığının veya uyku apnesinin derecesi ameliyat tipini belirlerken çok etkilidir.

Obezite cerrahisi ile hangi hastalıklar düzelir?

Diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, astım, kolesterol bozuklukları, karaciğer yağlanması, gut, bel fıtığı gibi eklem hastalıkları, hatta migren bile değişen oranlarda iyileşebilmektedir. Kadın hastalarda meme ve rahim kanserine yakalanma ihtimali belirgin olarak azalmaktadır. Ayrıca yemek borusu kanseri, böbrek kanseri, pankreas kanseri ve kalın barsak kanserine yakalanma ihtimali azalmaktadır. Ayrıca kalp krizi riski de azalmaktadır.

Neden obezite cerrahisi diğer tüm tedavilerden daha etkili ve başarılıdır?

Çünkü obezite bir kısır döngüdür. Hasta kilo aldıkça hareket etmek zorlaşır, hasta hareketsizleşir. Hareketsizleştikçe daha fazla kilo alır. İşte obezite cerrahisi bu kısır döngüyü kırarak hastanın daha az gıda ile beslenerek daha hareketli olmasını sağlar. Ayrıca Ghrelin, GLP, insulin gibi hormonlara yaptığı değişiklikler ile gerek iştah azalması gerekse kan şekeri kontrolünün sağlanmasında diğer tedaviler ile elde edilemeyen bir avantaj sağlar

Obezite ameliyatınında hedef nedir?

Obezite ameliyatlarının hedefi fazla kiloların % 50sinin ilk bir yıl içinde kaybedilmesinin sağlanmasıdır. Örneğin 170cm boyundaki bir bireyin ameliyat öncesi kilosu 170 olsun. Bireyin yaşına ve cinsiyetine göre belirlenmiş bir ideal ağırklık vardır, bu da örneğin 70kg olsun. Dolayısıyla hastamızın 170-70=100kg fazlalığı var. Ameliyatın hedefi ilk bir yıl içinde bu miktarın yarısı olan 50kg verdirmektir.

Ancak hastalarımızın büyük çoğunluğu bu hedefleri aşıp normal ağırlıklara ulaşmaktadır. İlk ağırlıkları attıktan sonra daha rahat hareket ederek, egzersiz yaparak normal kilolara ulaşmak çok daha kolay olmaktadır. Ameliyat sonrası dönemde kalan fazla kiloların kaybı için hastanın gayreti çok önemlidir.

Ne zaman taburcu olurum ne zaman işe başlayabilirim?

Her şey yolunda giderse ameliyattan sonraki 3. veya 4. gün taburcu olup, evde de 10—15 günlük bir istirahat dönemi sonrası işe başlayabilirsiniz. Ağır yükler kaldırmanız 3 aya kadar sakıncalıdır. Ameliyat esnasında veya sonrasında istenmeyen bir problemle karşılaşılırsa veya normal iyileşme sürecinden her hngi bir nedenle çıkılırsa, hastanede yatış ve iyileşme süreleri değişiklik gösterebilir, problem çözülünceye kadar uzun süreli hastanede yatmak veya taburcu sonrası tekrar hastaneye yatmak gerekli olabilir.

Ameliyattan sonra hamile kalabilir miyim?

Ameliyattan sonra en az 2 yıl boyunca hamile kalmamanız önerilmektedir. Ameliyat sonrası erken dönemde hamile kalınması halinde hem obezite cerrahisinin hedefinden uzaklaşmış olacak ve hastanın kilo kaybetmesinin önüne geçecektir; hem de fetüse yeterli sıvı ve besin gönderememe ve doğacak çocukta çeşitli eksikliklerin görülme ihtimali artacaktır. Hamile kalma düşüncesi olan hastalarımızın ameliyat öncesinden başlayan dönemde aile hekimlerinden doğum kontrol desteği almaları önerilmektedir.

Obezite cerrahisinin riskleri nelerdir?

Obezite cerrahisi de her cerrahi müdahale gibi çeşitli riskler içerir. İlk obezite ameliyatlarında kabul edilen komplikasyon gelişme riski %2-5 civarındadır. Başka bir deyişle hastaların %95-98’i herhangi bir problem yaşamadan taburcu olup yeni hayatlarına başlamaktadırlar. Marmara Üniversitesi genel cerrahi, obezite cerrahisi birimi tarafından uygulanan ameliyatlarda bu oranlardan daha yüksek başarı oranları elde edilmiştir.

Kabaca ameliyat sonrası riskler:

  1. Kaçak: En önemli ve korkulan risk mide ve barsak sisteminde değişen anatomik yapılara bağlı kaçak gelişimidir. En sık ameliyattan sonraki ilk 1 hafta içinde görülse de ameliyattan 1 ay sonra kaçak gelişen hastaların varlığı da bilinmektedir. Kaçak gelişirse karın içi infeksiyonlara bağlı, hastanın yatış süresinin uzaması, tekrarlayan endoskopik, radyolojik veya cerrahi müdahaleler, yoğun bakım yatışları ve hatta ölüm bile gelişebilmektedir. Kaçak gelişmemesi için ameliyat tekniğinin geliştirilip, standart yöntemlerin tecrübeli cerrahlarca uygulanması çok önemlidir. Ameliyat esnasında çoğunlukla kaçak testi yapılması ve o esnada saptanan kaçaklara müdahale edilmesi de ameliyat sonrası kaçak görülme ihtimalini azaltmaktadır. Yine hastanın sigara kullanması, kontrolsüz diyabet hastalığı ve tedavi edilmemiş akciğer hastalıkları kaçak riskini arttırmaktadır. Tüm bu önlemlere rağmen Dünya’nın ileri gelen obezite cerrahisi merkezlerinde kaçak oranı %1-2 civarında seyretmektedir.
  2. Kanama: Her ameliyattan sonra kanama riski mevcuttur. Obezite ameliyatlarından sonra da %1-2 civarında kanama geliştiği bilinmektedir. Hastanın başka bir nedenle kan sulandırıcı (aspirin, klopidogrel, kumadin, heparin vb.) kullanması ameliyat sonrası kanama görülme riskini arttırmaktadır. Kanama karın içine (iç kanama) veya sindirim sisteminin içine (mide kanaması) doğru gerçekleşebilir. Önlem olarak doğru ameliyat tekniği ve doku yapıştırıcıların kullanımının etkili olduğu bilinmektedir. Bu kanamaların büyük çoğunluğu ya kendiliğinden durmaktadır. Bazen hastaya kan ve kan ürünlerinin verilmesi gerekebilir. Bu durum nadiren de olsa kanamanın durdurulabilmesi için tekrar ameliyat gerektirebilir. Çok şiddetli kanamaların hayati tehlikesi mevcuttur.
  3. Derin ven trombozu: Obez bireyler, derin ven trombozu diye adlandırılan bacak damarlarına pıhtı oturması ve bu pıhtının en sık akciğerler olmak üzere vücudun çeşitli damarlarında tıkanıklığa yol açması açısından ameliyat sonrası yüksek risk altındadırlar. Bu durumun gerçekleşmemesi için varis çorapları ve havalı kompresyon çoraplarının giyilmesi, kan sulandırıcı iğneler (düşük molekül ağırlıklı heparin) yapılması ve ameliyat sonrası erken dönemde hastanın ayağa kalkıp yürümesi hayati önem taşımaktadır
  4. Kusma: Anestezi esnasında verilen ilaçların bir kısmının ameliyat sonrası erken dönemde kusmalara yol açtığı bilinmektedir. Ancak bu etki çoğunlukla ilk 1-2 gün içinde kendiliğinden geçmektedir. Daha uzun süren kusma ve yeterli beslenememe durumlarında mide barsak sisteminde tıkanıklık gelişip gelişmediği kontrol edilmelidir. Gerek tüp mide ameliyatında gerekse gastrik by-pass ameliyatlarında çok nadir de olsa çeşitli seviyelerde gerek mekanik gerekse fonksiyonel tıkanıklıklar gelişebilmektedir. Bu durumda endoskopik veya cerrahi tedaviler ile tıkanıklığın açılması gerekmektedir.
  5. İnternal Herniasyon: Çok nadir görülen ameliyatın çok geç bir komplikasyonudur. Her türlü karın içi ameliyattan sonra gelişebilir. Ameliyatta anatomik yapıların yeri değiştiği için yeni potansiyel boşluklar oluşur. Bu boşluklara genelde ince barsaklar girip sıkışarak gangren oluşturabilirler ve hemen cerrahi müdahale edilmezse hayatı tehdit eden bir sonuçla karşılaşılabilir. Herhangi bir ameliyattan yıllar sonra bile gelişebilmektedir.
  6. Cerrahi alan infeksiyonları: Yüzeyel veya derin planda ameliyat bölgelerinde mikrobik infeksiyonlar gelişebilir. Abse gelişir ise boşaltılması ve çeşitli antibiyotikler ile tedavi edilmesi gerekebilir.
  7. Hastanın önceden var olan hastalıklarının ameliyatla alevlenmesi: Özellikle akciğer hastalıkları, hipertansiyon ve kalp yetmezliği ameliyat sonrası erken dönemde hafif bir alevlenme gösterebilir. Ancak daha sonraki dönemlerde, hasta kilo kaybettiği zaman bu hastalıkların hafiflemesi ve hatta iyileşmesi büyük oranda gerçekleşecektir.

NOT: Yukarıda anlatılanlar obezite cerrahisi ameliyatlarına özel riskleri taşır. Her sindirim sistemi ameliyatının burada belirtilmeyen riskleri olabilir. Ayrıca kullanılan ilaçların, kan ve kan ürünleri transfüzyonunun, anestezinin ve hastaneye yatmanın getirdiği riskler belirtilmemiştir.

Bu riskleri azaltabilir miyiz?

Ameliyat sonuçlarında en etkili faktörlerden biri cerrahın ve ekibinin tecrübesidir. Uluslararası obezite cerrahisi federasyonu (IFSO) yılda 25 obezite ameliyatını sınır olarak belirlemiş, bunun altında ameliyat yapan cerrahların veya ekiplerin komplikasyonlarının yüksek olabileceğine dikkat çekmiştir.

Ameliyat öncesi dönemde sigarayı bırakmak (en az 20 gün), kan şekerini ve tansiyonu kontrol altında tutmak ve ameliyattan önceki 3 hafta içinde karbonhidrattan fakir beslenerek %5-10 kilo kaybı sağlamak ameliyatın riskini azaltan, başarısını arttıran faktörlerdir. Ayrıca ameliyat esnasında doğru tekniğin ve uygun ve kaliteli ameliyat malzemelerini kullanılması, tek kullanımlık malzemelerin tekrar tekrar kullanılmaması gerekmektedir.

Ameliyat sonrası dönemde cerrahın veya ekibinden güvenilir birilerinin herhangi bir problem çıktığında ulaşılabilir olması çok önemlidir. Bu nedenle bulunduğu şehrin dışında ameliyat olmayı planlayan hastalara en az iki hafta o şehirde kalmalarını önermekteyiz. Yine bacaklarda pıhtı oluşumunun önüne geçebilmek için hastaya varis çorapları ve kan sulandırıcı iğneler kullanılması gerekmektedir.

Obezite cerrahisi sonrası kalp krizi riski artar mı?

Obez bireyler kalp krizi ve ölüm açısından zaten yüksek risk altındadır. İsveç’te 4000’in üzerinde hasta ile yapılan çalışmada ve obezite cerrahisi olan ve olmayan obezite hastaları 18 yıl boyunca takip edilmiş ve 2013 yılında bu sonuçlar açıklanmıştır. Obezite cerrahisi geçiren hastalarda ölüme neden olabilen kalp krizi riskinin yarı yarıya düştüğü gösterilmiştir. Aynı çalışmada obezite cerrahisi olan hastalarda inme ve hatta kanser gelişim risklerinin de bariz olarak azaldığı gözlemlenmiştir.

Obezite ameliyatından sonra nelere dikkat etmemiz gerekir?

Obezite ameliyatından olmadan önce diyetisyen ile görüşüp ameliyat sonrası beslenme şekli hakkında ayrıntılı bilgi almak gerekir. Size kolayca uyabileceğiniz bir diyet verilecektir. Ameliyat ile değişen anatomi ve hormonlar bu diyete uymanıza yardım edecektir. Aynı zamanda ilk 3 ay boyunca ağır egzersizler yapmamanız önerilir. Yürüme, yüzme gibi bünyenizi fazla zorlamayan egzersizler ilk 3 ay için daha uygun olacaktır. Ameliyattan 3 hatta tercihen 6 ay sonrasında istediğiniz egzersiz programına katılabilirsiniz. Daha hareketli bir yaşam tarzı ideal ağırlığa ulaşmak için vazgeçilmezdir.

Ayrıca ameliyat sonrası dönemde düzenli kontrollere gelmek çok önemlidir. Herhangi bir aksilik olmazsa ilk yıl 3 ayda bir, ikinci yıl 6 ayda bir, sonrasında yılda bir kontrolllere gelmeniz gerekecektir. Muhtemelen diyabet, tansiyon, kolesterol veya uyku apnesi ile ilgili kullandığınız ilaçlar değişecek, dozlar azaltılacak veya kesilecektir. Ayrıca hangi tip obezite ameliyatı olursa olsun vücutta gerek yetersiz beslenmeye gerekse emlimim bozukluklarına bağlı bazı eksiklikler gelişebilir. Demir, B vitamini, kalsiyum ve diğer vitamin ve mineral eksikliklerinin kontroller esnasında fark edilirse genelde tedavisi çok kolay olmaktadır. Ancak kontrollerinizi aksatır iseniz uzun süreli eksiklikler ciddi problemlere yol açmaktadır. Bu durum o kadar önemlidir ki birçok merkez düzenli kontrollere gelemeyeceğini ifade eden hastalara ameliyat yapmamaktadır. Kontrol altında bulunduğunuz sürece herhangi bir eksiklikten korkmanıza gerek yoktur.

Obezite ameliyatı sonrası tekrar kilo alır mıyım?

Obezite ameliyatlarından sonra (hangi ameliyat uygulanırsa uygulansın) hastaların en az %85-90’ı yeni bir hayata başlamakta ve bir daha kilo almadan hayatlarına devam etmektedir. Ancak hastaların yaklaşık %10 kadarı, verdikleri kiloyu geri almaktan veya yeteri kadar kilo verememekten yakınırlar. Bu durumun birkaç sebebi olabilir.

  1. Ameliyat, orijinal tekniğine uygun yapılmamış olabilir.
  2. Hastaya uygun ameliyat seçimi yapılmamış olabilir.
  3. Hasta egzersiz yapmıyor, veya çok fazla şekerli gıdalar tüketiyor olabilir.
  4. Hastada alkol ve/veya madde bağımlılığı olabilir.
  5. Bazı vitamin ve mineral eksiklikleri bu duruma neden olabilir
  6. Midede darlık ve/veya genişleme tekrar kilo almaya neden olabilir.

Tekrar kilo alma durumunda bunun nedeninin yapılacak incelemelerle tam olarak saptanması, psikiyatrik ve endokrinolojik değerlendirme yapılması ve sadece, uygun hastalara revizyon cerrahisi uygulanması gereklidir. Revizyon cerrahisi ilk obezite ameliyatına göre daha yüksek riskli olduğundan sadece bu konuda tecrübeli cerrahlarca uygulanmalıdır. Doç. Dr. Samet Yardımcı revizyon cerrahisini de uzun süredir çok düşük risk ile uygulamaktadır.

Hangi hastaya hangi ameliyat uygulanır

Tüp midenin tercih edileceği hasta grubu

​Hastanın vücut kitle indeksi ilk belirleyicidir. Vücut kitle indeksi 60kg /m2 den yüksek olan hastalarda bypass ameliyatlarını uygulamak kabul edilemeyecek kadar riskli olabilir. Bu nedenle bu hastalara öncelikli olarak tüp mide ameliyatı uygundur. Ayrıca İltihaplı barsak hastalığı olanlar ve önceden geçirdikleri ameliyatlara bağlı olarak barsaklarında yapışıklık bulunan hastalar da by pass ameliyatına uygun değildir.

Çok genç ve çok yaşlı hastalara, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanmak zorunda olan hastalara genelde tüp mide ameliyatı önerilmektedir.

Tüp Midenin tercih edilmeyeceği hasta grubu

​Özellike çok şekerli yiyecek ve içeceklere düşkün olan insanlarda tüp mide ameliyatı yeteri kadar etkili olmayabilir (bu tip hastalarda bypass işlemlerini tercih ediyoruz).

Reflü ( mide içeriğinin yemek borusuna kaçması) olan hastalarda tüp mide ile reflü şikayetlerinde bir miktar artış olabilir. Hasta seçiminde bu durumu da dikkate alıyoruz. Ayrıca büyük mide fıtığı olan hastalarda tüp mide ameliyatının sakıncalı olduğunu söyleyebiliriz.

Diyabet tedavisinde tüp mide bypass kadar etkili olmayabilir. Hastanın diyabetinin ne kadar süredir olduğu, hangi ilaçları kullandığı, kan şekerinin kontrol altında olup olmaması, ve diyabete bağlı olarak gelişmiş komplikasyonlar var mı, bunlara bakılarak karar verilmelidir.

Bypass ameliyatının tercih edileceği hasta grubu

Metabolik sendrom denilen obezite, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, uyku apnesi, gibi bir çok hastalığın uygun hastalarda en etkin tedavi yönteminin Roux en Y Gastrik bypass olduğu bilinmektedir. Bu nedenle altın standart olarak kabul edilmektedir. Elimizde çok uzun dönem sonuçları mevcuttur. 40 yılı aşkın süredir uygulanan bu ameliyatın uzun dönem etkileri de iyi bilinmektedir ve güvenilirdir. Her hangi yeni bir ameliyat tekniği geliştirildiğinde Roux en Y bypass ile kıyaslanarak, onun kadar etkiliyse ancak yaygınlaşabilir. Obezite ameliyatları tarihinde bir çok ameliyat uygulanmış ve terkedilmişse de Roux en Y bypass’ın tahtını ele geçirebilen olmamıştır. Mide kelepçesi, duodenal switch, ileal interpozisyon, gastrik plikasyon (mide katlama) gibi ameliyatlar geçmişte Roux en Y bypass ameliyatına rakip olarak gösterilmiş ancak günümüz modern cerrahisinde neredeyse hiç kullanılmayan tarihe karışmış ameliyatlardır.

Mini gastrik bypass ve transit bipartisyon ameliyatları da günümüzde Roux-en Y bypassa rakip olarak sunulmaktadır. Diyabet tedavisi üzerinde kısa dönemde (3-4 yıl) etkinliği ve güvenilirliği ıspatlanmış ameliyatlar olmakla beraber, uzun dönem (10 yıldan sonra) sonuçları hakkında yeteri kadar bilgiye sahip değiliz.

Özetle obezite ve metabolik cerrahi tipi kişiye özel olarak belirlenmelidir. İdeal bir bariatrik ve metabolik cerrahının sindirim sisteminin tamamına hakim olarak tüm bu ameliyatları yapabilir olması ve hastanın özelliklerine göre hangi ameliyatı uygulayacağına karar vermesi gereklidir.

Bypass sonrası ömür boyu vitamin hapları mı kullanacağım?

Toplumumuzda obezite ve metabolik cerrahi geçirmemiş insanlarda da yüksek oranda vitamin eksiklikleri görüyoruz aslında. İster bypass olsun ister tüp mide olsun hızlı bir şekilde kilo kaybı yaşayan hastalarda bazı vitamin ve mineral eksiklikleri olabilir.

Tüp mideden sonra bypassa göre, tekrar kilo alma daha yüksek oranda mı görülür?

Tüp mide ameliyatının tarihçesinde bu sorunun cevabı vardır aslında. Tüp mide ameliyatı ilk olarak, biliopankreatik diversiyon ameliyatının bir parçası olarak uygulanmaya başlanmıştır. Tek seansta ameliyatı yapmanın riskli olduğu çok obez hastalarda tüp mide uygulayıp biraz kilo verdikten sonra ikinci ameliyatı yapalım planıyla uygulanmaya başlandığında hastaların %75’inde ikinci ameliyata gerek kalmaması uygulayan cerrahı da bir hayli hayrete düşürmüştür.  Ancak bu haliyle hastaların hala dörtte birine ikinci bir ameliyat gerektiğinden tek ameliyat olarak lanse etmek için çok erkendi. Yapılan çalışmalar ve teknik üzerindeki birkaç değişiklik sonrası günümüzde bilinen haliyle tüp mide (sleeve gastrektomi) uygulanmaya başlamıştır. Güncel teknikle yapılan tüp mide ameliyatı maalesef hastaların %10- 15’inde yeterli kilo kaybı sağlamak aşamasında başarısız kalabilmektedir.

Bypass olsam daha garanti bypassta geri kilo almak yok mu?

Maalesef mide bypass ameliyatlarından sonra da düşük de olsa geri kilo alma ihtimali mevcuttur. Tekrar kilo alma durumu, tüp mideye göre daha düşük ihtimal olmakla beraber tekrar kilo alımı gerçekleştirildiğinde revizyon ihtimalleri tüp midedeki kadar geniş olanaklara sahip değildir.

Metabolik cerrahi nedir?

Metabolik cerrahi şeker hastalığı tedavisinde kullanılan bir ameliyattır. Aslında obezite cerrahisi ile çok benzer teknikler kullanılmakla beraber, buradaki hedef hastada çok fazla kilo kaybı sağlamak değil, hastanın mevcut insülininin gücünü arttırarak kan şekeri kontrolünü sağlamaktır. Bir miktar kilo kaybı mutlaka sağlanır ama aşırı obez olmayan hastalarda da güvenle uygulanabilir ve etkinliği ispatlanmıştır.

Diyabetin (şeker hastalığının) ameliyat ile tedavisi mümkün mü?

Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) ameliyat ile tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak maalesef her hasta diyabet cerrahisi için uygun aday değildir. Ameliyattan fayda görecek hastaların seçimi için vücut kitle indeksi(VKİ) önemli bir parametredir. VKİ 30’un üzerinde olan hastaların ameliyattan daha yüksek fayda görecekleri uluslararası metabolik cerrahi derneği ve üyesi olan bilim adamarı tarafından kabul edilmiştir. Burada kilit nokta hastanın kendi insülin rezervinin yeterli olması gereklidir. Bunu değerlendirmek için, açlık kan şekeri, insülin ve C peptid seviyelerinin değerlendirilmesi gereklidir. Doğru hasta seçimi ile Tip 2 diyabet hastalarının %90’ının bu hastalıktan kurtulması mümkündür.

Doç. Dr. Samet Yardımcı

Obezite ve Metabolik Cerrahi

Gastroenteroloji Cerrahisi

Genel Cerrahi Uzmanı

Uzmanlık Alanları

Obezite Cerrahisi

Metabolik Cerrahi

Gastroenteroloji Cerrahisi

İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları

Kolorektal Cerrahi

Onkolojik Cerrahi

VM Medical Park Pendik

Fevzi Çakmak Mah. D100, Cemal Gürsel Cd. No:9 34899 Pendik / İstanbul
(0216) 275 40 00

 

Ayrıntılı Bilgi ve Randevu Hattı 

0541-623 94 83

Sosyal Medya hesaplarımı takip edin, son gelişmelerden haberdar olun.