Ayrıntılı Bilgi ve Randevu Hattı : 0541-6239483

Obezite Cerrahisi

Obezite Nedir?

Obezite temel olarak vücutta normalden fazla yağ dokusunun bulunmasıdır. Bu tanımlama yoruma çok açık olduğundan boy ve kilo oranı ile hesaplanan vücut kitle indeksi (VKİ) kullanılmaya başlanmıştır. Buna göre VKİ’nin 30’un üzerinde olması obezite olarak tanımlanmıştır. VKİ’nin 40’ın üzerinde olması ise morbid yani ölümcül obezite olarak tanımlanmıştır. Kas kitlesi fazla olanlarda bu hesaplama yanlış sonuç verebilir. Şüphede kalınan durumlarda vücut yağ-kas-sıvı oranlarını ayrı ölçümü ile daha doğru sonuçlar elde edilmektedir.

Vücut Kitle İndeksi - Obezite

Vücut Kitle İndeksi – Obezite

Obezite son yıllarda neden bu kadar arttı?

Bunun iki önemli sebebi var. Birinci sebep önceden hayatımızda olmayan basit karbonhidratların (rafine şekerlerin), artık beslenmemizde önemli bir yer tutmasıdır. Daha yüksek kalorili ve glisemik indeksi yüksek olan bu rafine şeker içeren ürünler hem şeker hastalığı için hem de obezite için zemin hazırlamaktadır. İkinci neden ise hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşması olmuştur. Motorlu taşıtların tercih edilmesi, televizyon ve bilgisayarları daha fazla kullanmamız, masa başı işlerde çalışan insanların artması bizi daha hareketsiz insanlar haline getirdi. Bu durum da maalesef obezite ve buna bağlı gelişen hastalıklara yol açtı. Obezite oranının dünyada 1980’den bu yana 2 katına çıktığı bilinmektedir.

Obezite hangi hastalıklara yol açar?

Obezite sadece obezite değildir. Aslında birçok hastalığa neden olabilen metabolik bir hastalıktır. Tip 2 diabet (şeker hastalığı), yüksek tansiyon, kolesterol bozuklukları, kalp damar tıkanıklıkları, kalp krizi riski, mide reflüsü, astım, karaciğer yağlanması ve buna bağlı karaciğer yetmezliği, gut,  eklem hastalıkları (eklem kireçlenmeleri: özellikle diz ve bel), migren, flebit (toplardamar iltihabı), polikistik over sendromu ve adet düzensizlikleri obezite ile beraber seyreden başlıca hastalıklardır.  Maalesef meme, rahim, kalın barsak, özofagus, pankreas, böbrek ve prostat kanserlerine yakalanma ihtimalinin de obezite ile arttığı bilinmektedir. Obezite ile ilgili hastalıkların büyük çoğunluğu, obezite tedavi edildiğinde, yani hastalar normal kilolara ulaştığında, iyileşmektedir.

Obezitenin tedavisi nedir?

  1. Beslenmenin düzenlenmesi: Sağlıklı gıdalar ile yeterli ve dengeli beslenmenin alışkanlık haline getirilmesi esastır. Kısa süreli ve çok az kalori içeren şok diyetler hem metabolizmaya büyük zararlar vermekte hem de çoğu zaman diyet bırakıldığında verilen kilodan fazlasının tekrar alınmasına neden olmaktadır (Yoyo etkisi).
  2. Egzersiz alışkanlığı kazanılması: Günde 30 dakikalık bir egzersizin bazal metabolizma hızını arttırarak kilo vermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Bazal metabolizma hızı arttığında aslında durup oturduğumuz yerde harcadığımız kalori artmaktadır. Ayrıca fiziksel aktivitenin yağ dokusu ve karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığı, diyet yapıldığında görülebilen kas kitle kayıplarının önüne geçerek daha sağlıklı olmamıza yardım ettiği kesindir. Ancak morbid obezite durumlarında egzersiz yaparken çok dikkatli olmak gereklidir. Zira yüksek kilodaki bireylerde spor kazaları çok ağır sonuçlanabilmektedir.
  3. Davranış değişikliği tedavisi: Hayatımızın içinde bizi fazla yemek yeme veya hareketsiz olmaya iten olayları saptayıp onlardan uzak durma esasına dayanır. Ancak hayatımızdaki tüm değişken faktörleri kontrol etmek her zaman çok mümkün değildir. Psikiatristlerin tavsiyesiyle, psikologlar tarafından 4 veya 5 ay boyunca grup terapileri şeklinde uygulanmaktadır.
  4. İlaç Tedavisi: Piyasada zayıflama ilacı olarak reçete edilebilen ilaçların yararları sınırlıdır ve mutlaka doktor kontrolünde sınırlı bir süre kullanılmalıdır. Kullanan bireylerin bu ilaçların yan etkileri hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmaları gerekmektedir. İnternette, televizyonda reklamlarda mucize ilaç gibi sunulan ürünlerin kontrolsüz kullanımı çok ciddi hastalıklara neden olabilmektedir. Obezitenin ameliyatsız tedavisi başlığı altında, tamamen bitkisel ürün olduğu yalanıyla, bakanlık onaylı olduğu iddia edilerek, içinde ne olduğu belli olmayan ilaç, kapsül, çay, kahve, tohum gibi ürünleri kullanmak ciddi ölüm tehlikesi içermektedir. Bitkisel ilaç nedeniyle hayatını kaybeden, karaciğer nakli olmak zorunda kalan, yoğun bakımda uzun süre kalan hastalar basına yansıyan sayıdan çok daha fazladır.

ÇOK ÖNEMLİ UYARI: DOKTOR KONTROLÜ DIŞINDA ZAYIFLAMA İLACI KULLANARAK HAYATINIZI RİSKE ATMAYIN

Cerrahi Tedavi: Morbid obezitenin kanıtlanmış tek etkili tedavi yöntemi ameliyattır. Tecrübeli cerrahi ekip tarafından, tam teşekküllü bir hastanede uygulanan cerrahi müdahalenin başarı ihtimali, ameliyat dışı tüm yöntemlerin toplam başarısından çok daha yüksektir. Ayrıca obezite ile ilişkili olan tüm hastalıklar ( şeker hastalığı, yüksek tansiyon, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, metabolik sendrom, kolesterol yüksekliği vs.) da obezite cerrahisi ile büyük oranda iyileşmektedir. Obezite cerrahisi sonrası kalp krizi riski de ameliyat öncesine göre yarı yarıya azalmaktadır.

Hangi hastalar obezite ameliyatları için uygun adaydırlar?

Vücut kitle indeksi 40 kg/m2 ’nin üzerinde olan hastalar fazla vakit kaybetmeden ameliyat ile tedavi edilmelidirler. Bu hastaların ameliyatsız yöntemler ile kalıcı kilo kaybı elde etme oranları maalesef çok düşüktür ve zaman obezitenin daha da oturmasına ve kemikleşmesine neden olacağından alehte işlemektedir. Vücut kitle indeksi 30 kg/m2’in üzerinde olan ve şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp damar tıkanıklığı, karaciğer yağlanması, yüksek kolesterol, eklem kireçlenmeleri, uyku apnesi gibi gibi obezite cerrahisi ile tedavi edilebilir bir hastalığı olan hastalar da obezite cerrahisi için uygun adaydırlar. 

Kaç çeşit obezite ameliyatı var?

Ana hatlarıyla 3 grup halinde incelenebilen birçok ameliyat yöntemi vardır.

  1. Mide hacim küçültücü ameliyatlar:
    • Tüp Mide (Sleeve Gastrektomi) ameliyatı:Bugün dünyada ve Türkiye’de en fazla uygulanan obezite ameliyatı tipidir. Bu ameliyatta mide inceltilir ve çok daha az miktarda gıda ile doyma sağlanır. Ayrıca midenin fundus denilen üst kısmından açlık hormonu olarak bilinen Ghrelin hormonu salgılanır. Tüp mide ameliyatı ile bu kısım büyük oranda alındığından, ameliyat sonrası iştahın da azaldığı görülmektedir. Bu ameliyatın başarısının sırrı da bu noktada yatmaktadır. Ameliyat olan hastaların canı yemek yemek istemediğinden kilo kaybı doğal sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.
    • Mide kelepçesi: (Ayarlanabilir Gastrik band):Eski bir ameliyat yöntemidir ve artık kullanılmamaktadır. Gerek başarı oranının düşük olması, gerekse risklerinin diğer ameliyatlara göre yüksek olması nedeniyle terk edilmiştir. 
    • Mide katlanması (Gastrik plikasyon):Midenin kendi üzerinde katlanarak hacminin küçültülmesi esasına dayanır. Başarısı düşük, riski yüksek olduğundan deneysel bir tedavi metodu olarak kalmış, yaygınlaşmamıştır.
  1. Gıdanın emilimini bozan ameliyatlar:Midenin ve ince barsakların ilk kısmına gıdanın uğramaması veya hızlı geçmesi ve dolayısıyla hasta yese de kana karışmasının engellenmesi esasına dayanır.
  2. iki yöntemin birleştirilmesi ile oluşturulan ameliyatlar:
    • Mide bypası (Roux-en Y Gastric Bypass, RNY Gastrik bypass): Bu yöntemde mide bir kahve fincanı boyutlarına kadar küçültülür ve sonrasında ince barsaklar mideye bağlanır. Hem mide hacmi küçülür, dolayısıyla daha az gıdayla doyma vardır, hem de ince barsakların bir kısmından gıdalar sindirilmeden geçer, yani gıdaların emilimi bozulur. Bu ameliyat obezite için 45 yılı aşkın süredir yapılmaktadır ve uzun dönem sonuçları çok iyi bilinmektedir. Obezite tedavisinde altın standart olarak kabul edilen ameliyat yöntemidir.
    • Mini mide bypası (Mini Gastric Bypass, tek anastomozlu gastrik bypass, omega gastrik bypass):Bu yöntemde ince uzun bir tüp mide yapılır ve sonrasında ince barsaklar bu mide kısmına bağlanır. Özellikle şeker hastalığının tedavisinde yüksek oranda başarı sağladığından şeker hastalığı ameliyatı olarak da anılmaktadır. Obezite ve metabolik cerrahi alanında en son bulunup yaygınlaşan ameliyatlardan biridir.
    • Duodenal Switch: Tüp mide ameliyatı yapıldıktan sonra oniki parmak barsağına ince barsağın ikinci kısmının (ileum) bağlanması ile ince barsağın ilk kısmına gıdaların hiç uğramadığı bir ameliyat tipidir. Obezite ve diabetin tedavisinde çok etkili olsa da vitamin, mineral ve protein eksiklikleri baş etmesi güç komplikasyonlar oluşturabildiğinden kullanımı çok sınırlıdır. Benim düşünceme göre sadece ilk obezite ameliyatından sonra tekrar kilo almış hastaların revizyonunda kullanılması gerekli olabilir.
    • Duodenoileal bypass, Jejuno-ileal bypass, transit bipatition, ileal interpozisyon gibi birçok ameliyat tipi tanımlanmış olsa da bu ameliyatlar çok seçici olarak, çok az sayıda hastada uygulandığından etkileri, istenmeyen etkileri ve uzun dönem etkileri konusunda diğer ameliyatlar kadar geniş bilgiye sahip değiliz. Bu tarz ameliyatlar, mucize kurtuluş yöntemi olarak değil de ümit vaat eden deneysel ameliyatlar olarak nitelendirilebilir.

Hangi ameliyat daha iyi?

Uluslararası obezite cerrahisi federasyonunun standart ameliyat olarak kabul ettiği ameliyatlar tüp mide, RNY gastrik bypass, Mini gastrik bypass, Duodenal switch standart ameliyatlar olarak kabul edilmektedir. Bu 4 yöntemin dışındaki tüm yöntemler deneme aşamasındadır ve uzun dönem sonuçları bilinmemektedir. Yani bu 4 yöntem dışında uygulanacak ameliyatların sonunda büyük komplikasyonlar gelişecek mi, şeker hastalığım veya yüksek tansiyonum nüks edecek mi, tekrar kilo alma olasılığım nedir gibi sorularınızın yanıtı yoktur. Oysa bu 4 yöntemde binlerce hastadan elde edilen veriler ışığında bu soruların yanıtları mevcuttur.

Peki bu 4 ameliyattan hangisini seçmeliyiz? Bu hastanın yaşına, başlangıç vücut kitle indeksine, beslenme alışkanlıklarına, mide veya yemek borusunda bir hastalık olup olmamasına göre değişiklik gösterir. Her hastaya aynı ameliyat uygulanırsa başarılı olma ihtimali düşüktür. Kişisel olarak hastanın özelliklerine göre ideal ameliyat tipi belirlenmelidir.

Neden obezite tedavisinde ameliyat diğer tüm tedavilerden daha etkili ve başarılıdır?

Çünkü obezite bir kısır döngüdür. Hasta kilo aldıkça hareket etmek zorlaşır, hasta hareketsizleşir. Hareketsizleştikçe daha fazla kilo alır. İşte obezite cerrahisi bu kısır döngüyü kırarak hastanın daha az gıda ile beslenerek daha hareketli olmasını sağlar. Ayrıca Ghrelin, GLP, insulin gibi hormonlara yaptığı değişiklikler ile gerek iştah azalması gerekse kan şekeri kontrolünün sağlanmasında diğer tedaviler ile elde edilemeyen bir avantaj sağlar

Tüp Mide (Sleeve Gastrectomy)

 

Mide Bypassı

 

Mini Mide Bypassı

Ne zaman taburcu olurum ne zaman işe başlayabilirim?

Ameliyattan dört saat sonra hastalarımızın ayağa kalkıp yürümesini istiyoruz. Ameliyat laparoskopik (kapalı yöntemle) olarak yapıldığından ameliyat sonrası ağrı çok az olup, hareket etmek kolaydır. Hastanede yattığı 2-3 günlük süre zarfında da yürüyüş yapmak önemlidir. Şehir dışından veya ülke dışından gelen hastaları bazen bir iki gün daha fazla hastanede tutabiliyoruz. Hastalarımız taburcu sonrası uçağa binebilirler. Masa başı iş yapanlar birkaç günlük istirahat sonrası işlerine dönebilirler. Daha hareketli, çok ayakta durmalı işi olanların 1 hafta istirahat sonrası işe dönmeleri daha uygundur. Ağır yükler kaldırmanız 2 aya kadar sakıncalıdır.

Ameliyattan sonra iz kalır mı?

Laparoskopi yönteminde ameliyat çok küçük, yaklaşık 1 cm uzunluğundaki kesiler ile yapıldığından iz kalacaksa bile çok küçük izler kalmaktadır. Birçok hastada bu izleri ameliyattan sonra seçip bulmak çok zordur.

Ameliyattan sonra sarkma olur mu?

Bu durum hastanın yaşına, cilt yapısına, başlangıç kilosuna ve kiloların vücudun neresinde toplandığına, cinsiyetine, genetik özelliklerine bağlı olarak değişebilir. Bazı hastalarda hiç sarkma olmazken bazılarında ciddi cilt sarkmaları görülebilmektedir. Proteinden zengin beslenme ve düzenli egzersiz cilt sarkmalarını azaltmak için alınacak önlemlerdir. Bu önlemlere rağmen karın cildi, göğüs, kol veya bacaklarda cilt sarkması olursa cilt germe ameliyatları uygulanabilir. Cilt germe ameliyatları için uygun zaman obezite ameliyatından en az 1-2 yıl sonrasıdır. Çünkü; ideal vücut ağırlığına ulaşmak beklenmelidir.

Ameliyattan sonra hamile kalabilir miyim?

Ameliyattan sonra en az 1 yıl boyunca hamile kalmamanız önerilmektedir. Bu noktada bazı uyarılara ihtiyaç vardır. Şişmanlık bazı kadın ve erkeklerde kısırlığa neden olabilir ve obezite cerrahisi sonrası bu sorun çok büyük oranda çözülmektedir ve sonrasında nasılsa bizim çocuğumuz olmuyoır diye korunmaktan vaz geçen çiftlerde beklenmedik gebelikler görülebilmektedir. Obezite ameliyatından sonra ilk bir yıl içinde hamile kalınırsa, hem hastanın kilo kaybetmesi yavaşlayacak veya duracaktır. Hem de fetüse gerekli mineral ve vitaminlerin geçmesi kısıtlanabilecektir. Obezite ameliyatından en az bir yıl geçtikten sonra gayet sağlıklı bir şekilde hamile kalıp, problemsiz doğum yapan bir çok hastamız mevcuttur.

Obezite cerrahisinin riskleri nelerdir?

Risksiz bir ameliyat yoktur. Obezite ameliyatlarında da kabul edilen komplikasyon gelişme riski %2 civarındadır. Başka bir deyişle hastaların % 98’i herhangi bir problem yaşamadan taburcu olup yeni hayatlarına başlamaktadırlar. Ölüm tehlikesi de %0.12den azdır. Doç. Dr. Samet Yardımcı kişisel serisinde komplikasyon oranları %0.5’tir ve bugüne kadar ona  obezite ameliyatı olan hiç bir hasta hayatını kaybetmemiştir.

Kabaca ameliyat sonrası riskler:

  1. Kaçak:Obezite ameliyatından sonra en çok bilinen ve en çok korkulan risktir. Mide içindeki sıvıların sızıntı ile karnın akmasını tarif eder ve hayati tehlike içerir. Kaçak gelişirse hastanın yatış süresi uzar, endoskopik veya cerrahi müdahaleler yapmak gerekebilir. Kaçak gelişmemesi için çeşitli önlemler almak gereklidir. Kullanılan malzemelerin birinci kalite olması çok önemlidir ve bu malzemelerin birden fazla hastaya kullanılmaması gerekmektedir (Maalesef maliyet azaltmak için bazı hastanelerde bu tip uygulamalar yapılmaktadır). Zımba hattı üzerine dikiş atmak ve ameliyat esnasında kaçak testi yapmak diğer önlemler arasındadır. Cerrahın ve ekibin tecrübeli olması da riski azaltmaktadır.
  2. Kanama:Her ameliyattan sonra kanama riski mevcuttur. Obezite ameliyatlarından sonra da %1-2 civarında kanama geliştiği bilinmektedir. Hastanın başka bir nedenle kan sulandırıcı (aspirin, klopidogrel, kumadin, heparin vb.) kullanması ameliyat sonrası kanama görülme riskini arttırmaktadır. Bu kanamaların büyük çoğunluğu ya kendiliğinden durmaktadır. Bazen hastaya kan verilmesi gerekebilir. Bu durum nadiren de olsa kanamanın durdurulabilmesi için tekrar ameliyat gerektirebilir.
  3. Derin ven trombozu:Obez bireyler, derin ven trombozu diye adlandırılan bacak damarlarına pıhtı oturması ve bu pıhtının en sık akciğerler olmak üzere vücudun çeşitli damarlarında tıkanıklığa yol açması açısından ameliyat sonrası yüksek risk altındadırlar. Bu durumun gerçekleşmemesi için varis çorapları ve havalı kompresyon çoraplarının giyilmesi, kan sulandırıcı iğneler (düşük molekül ağırlıklı heparin) yapılması ve ameliyat sonrası erken dönemde hastanın ayağa kalkıp yürümesi hayati önem taşımaktadır
  4. Kusma:Anestezi esnasında verilen ilaçların bir kısmının ameliyat sonrası erken dönemde kusmalara yol açtığı bilinmektedir. Ancak bu etki çoğunlukla ilk 1-2 gün içinde kendiliğinden geçmektedir. Daha uzun süren kusma ve yeterli beslenememe durumlarında mide barsak sisteminde tıkanıklık gelişip gelişmediği kontrol edilmelidir. Gerek tüp mide ameliyatında gerekse gastrik by-pass ameliyatlarında çok nadir de olsa çeşitli seviyelerde gerek mekanik gerekse fonksiyonel tıkanıklıklar gelişebilmektedir. Bu durumda endoskopik veya cerrahi tedaviler ile tıkanıklığın açılması gerekmektedir.

NOT: Yukarıda anlatılanlar obezite cerrahisi ameliyatlarına özel riskleri taşır. Her sindirim sistemi ameliyatının burada belirtilmeyen riskleri olabilir. Ayrıca kullanılan ilaçların, kan ve kan ürünleri transfüzyonunun, anestezinin ve hastaneye yatmanın getirdiği riskler belirtilmemiştir.

Bu riskleri azaltabilir miyiz?

Sigarayı bırakmak (en az 20 gün), kan şekerini ve tansiyonu kontrol altında tutmak ve ameliyattan önceki 6 hafta içinde özel bir diet ile %5-10 kilo kaybı sağlamak ameliyatın riskini azaltan, başarısını arttıran faktörlerdir.

Obezite cerrahisi sonrası kalp krizi riski artar mı?

Hayır tam tersi obezite ameliyatları sonrası kalp krizi riski yarı yarıya düşmektedir. İsveç’te 4000’in üzerinde hasta ile yapılan çalışmada ve obezite cerrahisi olan ve olmayan obezite hastaları 18 yıl boyunca takip edilmiş ve 2013 yılında bu sonuçlar açıklanmıştır. Sonuç çok nettir. Aynı çalışmada obezite cerrahisi olan hastalarda inme ve hatta kanser gelişim risklerinin de bariz olarak azaldığı gözlemlenmiştir.

Obezite ameliyatından sonra nelere dikkat etmemiz gerekir?

Obezite ameliyatından önce diyetisyenlerimiz ayrıntılı bir beslenme eğitimi vermektedir ve taburcu olurken de diet listesi vermektedir. Bu diyete uymak çok kolaydır çünkü zaten ameliyat sonrası iştahınız azalmış ve çok az miktarda yemek ile doygunluk elde eder bir anatomiye sahip durumdasınız. Ameliyattan sonra egzersiz yapmak vazgeçilmezdir. İlk 15 gün yürüyüş, 15 günden sonra yüzme, 1 aydan sonra pilates, bisiklet, jimnastik, zumba gibi çok yüksek ağırlıklar kaldırmanız gerekmeyen sporları yapmanız önerilir. 2 aydan sonra da ağırlık çalışmak dahil her türlü sporu yapabilirsiniz. Hangi spor faaliyetini yapıyorken eğleniyorsanız, hangisini sürdürebileceğinize inanıyorsanız onu yapmanızı öneriyorum.

Ayrıca ameliyat sonrası dönemde düzenli kontrollere gelmeniz gereklidir. Kabaca ilk yıl 3 ayda bir ikinci yıl 6 ayda bir sonrasında senelik kontrol yeterlidir. Muhtemelen diabet, tansiyon, kolesterol veya uyku apnesi ile ilgili kullandığınız ilaçlar değişecek, dozlar azaltılacak veya kesilecektir. Vitamin ve mineral seviyeleriniz kontrol edilmeli ve her hangi bir eksiklik gelişirse vitamin desteği verilmelidir.

Obezite ameliyatı olduktan sonra tekrar kilo alır mıyım?

Obezite ameliyatlarından sonra hastaların en az %85-90’ı yeni bir hayata başlamakta ve bir daha kilo almadan hayatlarına devam etmektedir. Ancak hastaların yaklaşık %10 ila 15’i verdikleri kiloyu geri almaktan veya yeteri kadar kilo verememekten yakınırlar. Bu durumun birkaç sebebi olabilir.

  • Ameliyat eksik yapılmış olabilir. Yani usulüne uygun olarak yapılmamış bir ameliyatın yeterli sonuç elde etmekte başarılı olamayacağı aşikardır.
  • Hasta alkol, çikolata, dondurma, şekerli içecekler gibi yüksek kalorili gıdalarla her gün beslenmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Unutmayalım ki obezite cerrahisi aslında doğru beslenme prensiplerine alışmak için mükemmel bir fırsattır ve bu fırsatı değerlendirmek elinizdedir.
  • Bazen tüp mide ameliyatında mide ortasında belli belirsiz bir darlık gelişir (twisting). Bu darlığı hasta kusma ile veya hafif reflü şikayetleri ile hissedebilir. Ancak bu darlığın üst kısmında kalan mide zamanla genişleyip, (hasta tüm kurallara uysa bile) tekrar kilo almaya neden olabilir.
  • Mide bypassı esnasında bırakılan küçük midenin zamanla genişlemesi veya mide ve barsak arasındaki bağlantının genişlemesi de tekrar kilo alma ile sonuçlanabilir.

Obezite ameliyatları sonrası tekrar kilo alan hastalar ayrıntılı bir incelemeye alınarak tekrar kilo almanın sebepleri ortaya konmalıdır. Bu sebepler ortaya konulduktan sonra gereken hastalarda revizyon ameliyatları yapılabilir. Revizyon ameliyatları tecrübeli merkezlerde ilk ameliyat ile aynı risk oranında başarı ile yapılmaktadır. Revizyon ameliyatları Doç. Dr. Samet Yardımcı’nın özel ilgi alanını oluşturmaktadır.

Doç. Dr. Samet Yardımcı

Obezite ve Metabolik Cerrahi

Gastroenteroloji Cerrahisi

Genel Cerrahi Uzmanı

Uzmanlık Alanları

Obezite Cerrahisi

Metabolik Cerrahi

Gastroenteroloji Cerrahisi

İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları

Kolorektal Cerrahi

Onkolojik Cerrahi

 

VM Medical Park Pendik

Fevzi Çakmak Mah. D100, Cemal Gürsel Cd. No:9 34899 Pendik / İstanbul
(0216) 275 40 00

Detaylı Bilgi ve Randevu Hattı

0541-623 94 83

 

Sosyal Medya hesaplarımı takip edin, son gelişmelerden haberdar olun.