Ayrıntılı Bilgi ve Randevu Hattı : 0541-6239483

Reflü

Reflü nedir?

​Genelde reflü diye anılan, asıl adı Gastro-özofagial Reflü olan hastalık mide içindeki sıvının yemek borusuna, uzun süreli ve yemek borusunu rahatsız edici olarak kaçmasıdır. Bu kaçış normalde yediğimiz içtiğimiz gıdalara bağlı olarak, geçici olarak her insanda görülebilir. Reflü hastalığı demek için bu durumun haftada 2 seferden fazla olması, günlük hayatımızı etkilemesi veya yemek borusunda hasar oluşturması gerekmektedir.

Bir çok insan rahatsız eden gıdalardan kaçınarak ve nadiren ilaç kullanalarak reflü hastalığını kontrol altında tutabilir.. Ancak, bazı hastaların tedavisi için kuvvetli ilaç tedavileri ve hatta cerrahi tedavi gerekir.

Bu noktada tıpta çok meşhur bir deyiş olan ‘’hastalık yoktur, hasta vardır’’ lafı tam olarak geçerlidir. Hastalığın adı aynı olsa da, belirtiler ve tedavi şekli kişiden kişiye çok büyük değişiklik gösterir.

 

Reflü Nasıl Oluşur?

Mide ile yemek borusu arasında yutma ile açılan ve sonrasında kapanan bir kapak sistemi mevcuttur. Ancak bu kapak sistemi bazı durumlarda görev yapmamaya başlar. Mide içindeki basınç yükseldiği anlarda kapak gevşeyerek mide içindeki sıvının yukarı kaçmasına neden olur. Genelde mide içeriği asitlidir ve midenin bu aside karşı kendini koruma kapasitesi vardır. Ancak bu aside karşı koruyucu mekanizmalar yemek borusunda bulunmamaktadır. Bu asitli sıvının yemek borusuna kaçması o bölgede hasara yol açmakta ve ağrılara, yanmalara neden olmaktadır. Midenin içeriği safralı da olabilir ve safra da alkali içeriği olmasına rağmen yemek borusu için zararlıdır.

Uzun vadede bu durum tedavi edilmezse yemek borusu iltihaplarına (özofajit), kanamalara, yemek borusu darlıklarına (striktür), doku değişikliklerine ( Barrett Özofagus) ve hatta kötü huylu hastalıklara dahi neden olabilmektedir.

Belirtiler nelerdir ?

  • ​Karnın üst orta kısmında yanma ve bu yanmanın göğse doğru yayılması. ( hatta bu hastalar kalp hastası gibi düşünülerek uzun süren araştırmalara ve tetkiklere maruz kalabilirler)
  • Özellikle yemeklerden sonra ağza acı su gelmesi
  • Kuru öksürük (bazen gece uykudan uyandıracak kadar)
  • Ses kısıklığı ve boğaz ağrısı ( yukarı kaçan sıvının ses tellerine kadar ulaştığı anlamına gelir)
  • Ses tellerinde polip veya nodül
  • Tedaviye rağmen devam eden larenjit ve farenjit
  • Tekrarlayan zatürre
  • Ağrılı ve zor yutma

Yukarıdaki şikayetler değişen sıklık ve şiddetle görülebilirler.

Risk faktörleri nelerdir?

Gastro-özofagial reflüye neden olan veya şiddetini arttıran bir seri hastalık mevcuttur.  Şişmanlık (obezite) bunların başında yer alır. Obez bireylerde kilo verme ile beraber reflüye bağlı şikayetlerin tamamen geçtiği bile görülebilir. Mide fıtığı kendi başına reflüye neden olan bir durumdur. Ayrıca astım, diyabet ve bazı bağ dokusu hastalıkları reflünüzü arttırabilir.

Hamilelik esnasında reflü yaşamayan neredeyse yok gibidir. Karın içinde büyüyen rahimin kapladığı yer, karın içi organları yukarı doğru ittiğinden reflü görülebilir. İlaçlar konusunda da kısıtlı hakkımız olduğundan, bu durum bazen anne adaylarını çok zorlayabilir. Genelde gebelik bitince reflü geçmektedir (Ya da çocuğun heyecanı ile anne kendini unutmaktadır J)

Reflüyü arttıran yiyecekler nelerdir?

Şu unutulmamalıdır ki her gıda her hastaya dokunmaz. Hastanın kendine kötü gelen, reflüsünü arttıran yiyecek ve içecekleri tesbit edip, bu gıdalardan sakınması gerekmektedir. Hastalar arasında enfazla şikayet edilen gıda maddeleri: çay, kahve, alkollü içecekler, asitli içecekler, çikolata, nane, aşırı yağlı yemekler, mayalı hamur işleri (dışardan alınan poğaça, açma gibi), salam, sosis, sucuk, çiğ domates, soğan ve sarımsaktır.

Nasıl Teşhis Konulur?

Aslında gastroözofagial reflü tanısını tecrübeli bir doktor sadece hastanın şikayetlerini dinleyerek ve bir kaç soru sorarak çoğu zaman teşhis edebilir. Ancak tedavi yöntemlerini seçmek için bir veya bir kaç tetkike ihtiyaç vardır.

  1. Endoksopi ( Gastroskopi): Bu yöntemde ucunda kamera olan bir alet ile yemek borusu, mide ve oniki parmak barsağı iç yüzeyleri görüntülenir. Reflü varlığında yemek borusunda meydana gelebilecek değişiklikleri gözlemlemek ve mide fıtığını teşhis etmek açısından önemlidir. ,
  2. 24 saatlik PH monitörizasyonu: Bu yöntemde yemek borusuna yerleştirilen çok ince küçük bir prob ile yemek borusunun asite maruz kaldığı zamanları 24 saatlik süre boyunca ölçmek hedeflenir. Bu bir gün içinde kaç sefer reflü olduğu, hangi seviyeye kadar çıktığı, ne kadar sürdüğü gibi tedavide belirleyici olam bilgiler bir gün boyunca kayıt altına alınır.
  3. Baryumlu Mide Grafisi: Bu yöntemde baryum denilen bir madde hastaya içirilir ve hastanın daha sonra bir seri filmleri çekilir. Bu çekimler esnasında filmlerde parlak olarak görülen baryumun hareketi takip edilir. Yutma esnasıda veya hemen sonrasında reflü miktarı görülebilir.
  4. Özofagus Manometresi: Özofagus hareketlerini ölçen bir cihazdır. Özofagus hareket bozukluğu saptanırsa reflünün tedavisi tamamen değişebilir

NOT: Bu testlerin hepsi her hastaya gerekli değildir. Tıp İlminin felsefesinde, ‘’mümkün olan en az tetkik ile en etkili tedaviyi verebilmek’’ vardır. Ancak her hangi bir şüphe varsa bu testlere ilave tetkikler bile gerekebilir.

Tedavisi Nedir?

Reflü hastalığının tedavisinde en önemli basamak hayat tarzı değişikliğidir. Başka bir deyişle reflüyü arttıran yiyecekleri ve davranışları bulup ortadan kaldırmak gereklidir.

  • Obez bireylerin normal ağırlıklara gelmeleri reflünün engellenmesi için şarttır.
  • Yeme saatleri ile yatma saatleri arasında en az 4 saat ara olmalıdır.
  • Yatarken sola doğru ve baş hafif yüksek olarak yatmak mide içindeki sıvıların yukarı kaçmasını kısmen engellemektedir. Bunun için piyasada bir çok çeşit reflü yastıkları satılmaktadır. (şekil)
  • Daha küçük porsiyonlar halinde az az yemek yenmelidir.
  • Bel bölgesini çok sıkan dar kıyafetlerden kaçınılmalıdır.
  • Sigara içmenin reflüyü arttırdığı bilinmektedir. Sigara bırakılmalıdır.

Bu önlemler ile belirtileri geçmeyen hastalara ikinci basamakta ilaç tedavileri gereklidir. İlaç tedavileri mideden yemek borusuna kaçışı engelleyemez, ancak mide içindeki asit miktarını azaltarak bu geri kaçışın yemek borusuna hasar vermesini engellemektedir. Bu nedenle ilaç tedavisinden fayda görmek için ömür boyu kullanmak gerekmektedir. Maalesef bu ilaçların çok uzun yıllar kullanımı ile tehlikeli bazı yan etkilerin de görülme ihtimali artmaktadır.

İlaç tedavisi ile beklenen fayda elde edilemeyen hastalarda veya ilaç tedavisinden fayda gören ancak ömür boyu mide ilacı kullanmak istemeyen hastalarda en iyi tedavi yöntemi ameliyattır. Reflü ameliyatında yemek borusunun diaframdan geçtiği boşluk daraltılmakta ve mide kendi etrafında çevirilerek adeta bir mürekkep hokkası şekli verilerek yukarı kaçış engellenmektedir. Ameliyat tamamen laparoskopik (kapalı) olarak yapılmaktadır. Bu yöntemde 1cm’den küçük kesilerle karnın içine gönderilen özel aletler kullanılmaktadır.

Ameliyatın başarı şansı nedir?

Tecrübeli cerrahlar tarafından yapılan ameliyatlarda başarı oranı %90’ın üzerindedir. Hastalar ameliyattan sonra belirtilerin tümünde rahatlama göstermektedir. Ameliyatın başarısında diğer bir faktör doğru hasta seçimidir. Her hasta reflü ameliyatı için doğru aday olmayabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi incelemelerin bu konuda tecrübeli olan bir hekim tarafından titizlikle yorumlanması gerekmektedir.

Ameliyattan sonra nüks görülür mü?

Dünyanın her hastanesinde yapılan reflü ameliyatı sonrası nüksler görülebilir. Bu noktada cerrahi teknik önemli hale gelmektedir. Modern yöntemlerin gelişmesiyle beraber ameliyat sonrası nüks oranı düşmüştür. Laparoskopik yöntem ile yama kullanılarak uygulanan ameliyatlarda nüks oranı %5’in altındadır. Bu hastaşarda genelde nüks olduğunda belirtiler ameliyat öncesine göre daha hafif seyretmektedir.

Endoskopik tedaviler nelerdir?

Mide ve yemek borusu hastalıklarının tamamında endoskopik yöntemle (ağız yoluyla mideye girilerek) tedavi her zman dikkat çekici olmuştur. Hastaları ve doktorları cezbeden tarafı genel anestezi gerektirmemesi, her hangi bir kesiye ihtiyaç duyulmaması, hastanede uzun süreli yatışlar gerektirmemesidir. Dolayısıyla bu yöntemler üzerine tıp dünyası çok büyük araştırmalar yapmaktadır. Ancak şu an itibariyle geliştirilen bir çok yöntem ameliyatın alternatifi olamamıştır. Hem tehlikeleri ameliyattan fazla hem faydası ameliyattan az olarak bulunmuştur. Şu andaki bilgilerimize göre endoskopik tedavi yöntemleri deneysel yöntemlerdir.

Doç. Dr. Samet Yardımcı

Obezite ve Metabolik Cerrahi

Gastroenteroloji Cerrahisi

Genel Cerrahi Uzmanı

Uzmanlık Alanları

Obezite Cerrahisi

Metabolik Cerrahi

Gastroenteroloji Cerrahisi

İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları

Kolorektal Cerrahi

Onkolojik Cerrahi

VM Medical Park Pendik

Fevzi Çakmak Mah. D100, Cemal Gürsel Cd. No:9 34899 Pendik / İstanbul
(0216) 275 40 00

 

Ayrıntılı Bilgi ve Randevu Hattı 

0541-623 94 83

Sosyal Medya hesaplarımı takip edin, son gelişmelerden haberdar olun.